• ikipsikolog

İçimdeki Boşluk: Anlam Bulma Kaygısı


Avustralya, 2020.

Önemli olan şey etkinliğinizin yarıçapının uzunluğu değil, oluşturduğu halkanın içini ne kadar doldurduğunuzdur. Viktor Frankl

İnsanın neden bu dünyada olduğu, bu dünyada ne yaptığı soruları çok uzun zamandır düşünülen ve hakkında pek çok araştırmanın yapıldığı bir konudur. İnsanın bu dünyada olma sebebi hakkındaki düşünceleri, anlam arayışı, aslında dünyada olmamız sebebiyle yaşadığımız bir kriz olarak tanımlanabilir. Bu krizi bütün çocukları evli ya da üniversite için başka bir şehre taşınan anne babada, üniversiteden mezun olmuş bir gençte veya hayatını rutine oturtmuş yetişkinde, evli çiftlerde de görebiliriz. Hayatın anlamı nedir? Ne için yaşıyorum ki? Neden yaşıyorum? Ne yapıyorum? Benim hayatımın anlamı nedir? İnsan kendi anlamını, kendi hayatından tatmin ve mutlu olacağı bir anlamı nasıl bulur?


Yukarıdaki sorulara ve hayattaki anlamımıza yönelik birçok farklı düşünürün birçok farklı yaklaşımı ve yöntemi mevcuttur. Biz de bu yaklaşımları toparlamak ve aslında günlük hayatımıza nasıl uyarladığımız üzerine odaklanmak istedik. Hayattaki anlam arayışımıza dair bu yaklaşımlardan bahsedecek olursak;


Kayıtsız Dünya. Sartre, ‘İnsanın doğumu anlamsız, ölümü anlamsız ve bu anlamsızlık içinde tesadüfen bir yaşam mevcuttur’ demiştir ve bu anlamsızlığın ağırbaşlılıkla aşılabileceğini söylemiştir. Bu ağırbaşlılık ve anlam arayışında izlenebilecek yolları da kendine bir yuva kurmak, arkadaşlık, başkalarına yardım etmek, özgürlük ve bağlanma olarak tanımlamıştır.

Nereye diye sorar Elektra ve Orestes cevap verir: Kendimize.


Özgecilik. İnsanın kendi yaşamının anlamını bulmasında yardım etmek ve diğerlerine destek olmak çok büyük bir önem taşır. Eğer bir yardım kuruluşunda bir gün bile gönüllü olduysanız o günün sonunda haklı bir gurur ve doluluk hissini yaşamışsınızdır. Vermenin, başkalarına yardımcı olmanın ve dünyayı başkaları için iyi bir hale getirmenin güzel olduğu inancı gerçek bir anlam kaynağıdır.


Yaratıcılık. Yaratıcı olmak, üretmek de insanda yeninin getirdiği güzellik ve doluluk duygusunun uyanmasına olanak tanır. Öğrenmeye, yemek yapmaya, ders çalışmaya ve aslında hayata karşı yaratıcı ve özenli bir yaklaşım bireyin yaşamına katkı sağlar. Hangimiz rutinlerden, monotonluktan, tekdüzelikten ve bunun sonucunda yaptığımız şeyin anlamsız geldiğinden şikayet etmiyoruz? Yapılan işe farklı bir bakış açısı ve yaratıcı tutum geliştirmek, anlamı da beraberinde getirecektir. Aynı zamanda sadece kendimiz için değil dünyanın da daha iyi bir yer haline gelmesi için yaptığımız yaratıcılıklar aslında diğerlerine yardım etme ve yaratıcılığın örtüştüğü bir noktadır ve bu, tatmin edicidir.


Zevk Alma. Hayatı dolu dolu yaşamak, her andan keyif almak, hayata ve getirdiklerine karşı ilgi, merak ve şaşkınlığı korumak ve en önemlisi hayatın anlamında haz aramak bu yaklaşımın temelini oluşturmaktadır. Yaptığımız iş ne olursa olsun ondan keyif almaya odaklanmaktadır.


Kendini Gerçekleştirme. İnsanın temel anlam kaynağının kendini ve potansiyelini gerçekleştirmekte gizli olduğu ifade edilir. Buna yönelik de potansiyelimizi, yeteneklerimizi kullanmadan, aslında yaşamadan geçirdiğimiz hayata baktığımızda, kendimizi suçlu ve sonrasında anlamsızlık hissi içerisinde hissedeceğimiz belirtilir. Bunu, "keşke şunu da yapsaydım.", "keşke elimdeyken şöyle yardımcı olsaydım." dediğimizde, aslında potansiyelimiz olduğunu ama kullanamadığımızı hissettiğimizdeki suçlulukta görebiliriz. Tabi ömrünün boş ve kendini bulamadan geçtiğini düşünen biri için önemli olan geçmiş yıllara hayıflanmak yerine bundan sonraki zamanı kendini gerçekleştirebilmek ve sahip olduğu potansiyeli kullanabilmek için çabalamaktır.


Kendini Aşma. İnsan, hayatına anlam bulma ve kendini gerçekleştirme kaygısına ne kadar düşerse ondan o kadar uzaklaşır. Aslında bu anlam, bireyin odak noktasını kendinden dünyaya kaydırmasıyla olur. Örneğin yeni tanıştığınız bir grupta kendi düşüncelerinize, sözlerinize ne kadar odaklanırsanız karşıdakiyle iletişiminiz o kadar zayıf olur ve o sohbetten hiç bir keyif alamazsınız. Çünkü böyle bir durumda kendinize, iletişimde hata yapmamaya o kadar odaklanırsınız ki karşıdaki kişiyi duymazsınız bile. Hayat anlamında da benzer bir döngü söz konusudur. Kendimize ne kadar odaklanırsak çerçevemizin içi bir o kadar kendimizle dolar. Ancak etrafı, diğerlerini, dünyayı çerçeveye alırsak kendimizi aşan hedefleri odak noktasına koymuşuz demektir- ailemiz, yoksulluk, küresel ısınma, hayvan hakları vb. Böylece dünyaya katkı sağlayan şeylere odaklanmış oluruz.



Avusturyalı Psikiyatr Victor E. Frankl’a göre insanoğlunun gereksinim duyduğu şey kendi için değerli olan bir amaç için çabalayıp mücadele etmektir. Bu amacın kendisi dışındaki bir şeye yönelmesi gerektiğini vurgular. Aynı zamanda hayat amacının zevk almak, mutlu olmak gibi konular olamayacağını da söyler. İnsan mutluluğu ne kadar ararsa mutluluk da ondan o kadar kaçacaktır.


Zevk son hedef olmamalı. Zevk, insanın anlam arayışında bir yan ürün, bir hediyedir.


Frankl, hayatın anlamını bulmada önemli bir noktanın da insanın acı çektiği, değiştiremeyeceği durumlara karşı aldığı tutum olduğunu ifade etmiştir. Bunu ‘İnsanın Anlam Arayışı’ adlı kitabında Aucshwitz toplama kampındaki kişisel deneyimlerinde anlatmıştır. Kampta bulduğu kağıt parçalarına yazdığı deneyimleri ve psikoterapide anlamın rolü hakkındaki düşünceleri; oradaki her türlü sıkıntıya direnmesini, diğerlerine bu konuda destek olmasını ve aslında sahip olduğu amaca yönelik çalışmasını sağladı. Uç ve zor koşullarda hayatta kalabilmenin insanın çektiği acılarda bir anlam bulabilmesine bağlı olduğunun çok güzel bir örneğidir. Frankl, toplama kampında kitabını bitirebilme ve bir terapi yaklaşımı üretebilmeyi amaçladı; aynı toplama kampındaki diğer kişiler de ailelerine kavuşabilmeyi, intikam alabilmeyi, yaşadıkları zorlukları dünyaya duyurmayı amaçladılar ve hayatta kaldılar. Frankl’ın deneyimlerine göre yaşamla ve kampın zorlu mücadelesiyle baş edemeyen kişiler ağırlıklı olarak hayattan bir beklentisi olmayan kişilerden oluşmaktaydı.


Kendimizi bulma ve hayatımıza anlam arama yolculuğunda koyduğumuz hedeflere her zaman ulaşamayabiliriz. Ancak anlam hissi geliştikten sonra değerler de kendiliğinden oluşur. Değerlerimiz nasıl bir yaşam geçireceğimizi bize söyleyen ilkelerdir ve amaca ulaşamasak da (hayatta kontrol edemediğimiz pek çok şey var) o amaca uygun değerlerle yaşamak anlamlı bir hayat sürdürdüğümüzü hissettirmektedir. Frankl, o kamptan sağ çıkamayabilirdi ve hedeflediği kitabı yazamayıp planladığı terapi yaklaşımını oluşturamayabilirdi. Ancak o kitabı yazamasaydı da hayatının son noktasına kadar değerlerine yönelik dolu bir hayat geçirmiş olacaktı.


Anlam arayışımız hayatımızın her anında bizimle olacak bir konudur. Anlamsızlık; boşluk, isteksizlik, keyifsizlik duygularını doğurur ve böyle bir noktada hayattan verim almamız mümkün değildir. Bunun için hayatta gideceğimiz yönü belirlemek, bir amaç bulmak bizi yaşama ve yaşamın getirdiği güzelliklere bağlar. Sonucunda da keyifsizlik duygularından kurtuluruz ve geriye dönüp baktığımızda doyumlu ve tatmin olmuş bir yaşam içerisinde olduğumuzu görürüz. Yaşamımıza anlam katan, hedeflediğimiz yolda keyif alarak ilerlemektir. Hedef, mutluluk, zevk yolun sonundaki hediyedir ve onu alıp alamayacağımızı biz asla belirleyemeyiz. Ancak o amaca giderken ilerleyeceğimiz yolun nasıl bir yol olacağını belirleyebiliriz. Hayatımın anlamı zengin olmak, yurt dışında yaşamak, Korona'nın bitmesi ya da tecrit halindeysem bundan kurtulmak olamaz. Bu anlamsız ve sığ. Hayatımın anlamı bulunduğum koşulları bana iyi gelecek şekilde kullanmak olmalı. Zengin olmak değil belki de kendimi geliştirecek, diğerlerine yardımcı olabileceğim bir iş için çabalamak olabilir. Belki sonunda zenginlik de gelir kim bilir ancak bu benim elimde değil. Frankl, o kamptan çıkmayı amaç olarak koysaydı her gün o kampın ne kadar zor olduğunu, zamanının nasıl boşa ve amaçsızca geçtiğini, ömrünün gittiğini düşünecekti. Ancak farklı bir hedefle kendini o kamp ortamında bile doyuracak yolları buldu.



Yaşamınızdan, bulunduğunuz koşullardan, dünyanın şu anki halinden keyif almayabilirsiniz. İçinizde bir boşluk ve anlamsızlık hissi olabilir. Ancak buna yönelik koşullarınızı en iyi şekilde kullanmak ve kendinizi değerleriniz doğrultusunda şekillendirmek gücüne sahipsiniz. Nerede olursanız olun yaşamın sorumluluğunu aldığınız müddetçe özgürsünüz. Özgürüz. Bu güzel bir his.

Kaynaklar:


Frankl, V. (2013) İnsanın Anlam Arayışı. İstanbul, Okuyan Us Yayınları.

Yalom, I. (2018). Varoluşçu Psikoterapi. İstanbul, Pegasus Yayınları.

Son Yazılarımız