Arama Sonuçları

51 sonuç bulundu

Hizmetler (2)

  • Online Terapi - Danışmanlık

    Psikolog Malik Kubilay Çadırcıoğlu ile Skype üzerinden gerçekleştirilecek 50 dakikalık bir görüşme seansı almak için Randevu al seçeneğini kullanabilirsiniz. İletişim: 0539 348 3234

  • Online Terapi - Danışmanlık

    Psikolog Duygu Çankaya Çadırcıoğlu ile Skype üzerinden gerçekleştirilecek 50 dakikalık bir görüşme seansı almak için Randevu al seçeneğini kullanabilirsiniz. İletişim: 0539 348 3234

Hepsini Görüntüle

Blog Yazıları (39)

  • Mutlu Evlilik Nasıl İnşa Edilir?

    ‘Evlendikten sonra çok değişti.’, ‘Evlenmeden önce hiç böyle değildi.’ Çiftlerin birbirine karşı yaklaşımı evlilikten sonra değişebiliyor. Bireyler çoğunlukla evlilik öncesinde birbirlerine karşı sergiledikleri ilgi ve özeni evlendikten sonra göstermeye gerek duymayabiliyor. Evlilik ilişkisinde, ilgi ve özenin kendiliğinden geleceği ya da bu tarz davranışların gereksiz olduğu düşüncesi hâkim oluyor. Bireyler evlilik sonrasında, çift olmaktan ziyade birilerinin çocuğu ya da ebeveyni olmanın daha kutsal ve önemli olduğunu düşünebiliyor. Bu düşünceyle beraber de eş rolünü yeterince beslemekten kaçınıyorlar. Eşlerin birbirini tanıma düzeyi, birbirlerine gösterdiği ilgi ve birbirleri arasındaki paylaşım dengesi, kurulan ilişkinin kalitesini ve yaşanan sorunun ciddiyetini oluşturuyor. Aslında çatışma her ilişkinin kaçınılmazıdır. Ancak çiftler arasında kalıcı problemi oluşturan önemli nokta çatışma yaşanması değil, çatışmayı çözme yöntemindeki işlevsizliktir. Bireyler eş rolünü yeterince sahiplenmediklerinde yaşanan çatışmalarda ‘Beni anla.’ ‘Beni dinle!’ mesajlarını uygun olmayan yollarla iletmeye çalışıyor. Öfkeli bir şekilde çatışmayı başlatabiliyor. Başka bir yol olarak da eşler çözüme kavuşmayacak tartışmalara girmemek, eleştirilme ya da aşağılanma gibi davranışlara maruz kalmamak için eşlerinin söylediklerinin, ifadelerinin hiçbir anlamı yokmuş gibi davranabiliyor. Ancak tabi ki bu durum da kişinin sürekli tetikte olmasına ve günün sonunda aşırı tepkiler vermesine sebep olabiliyor. Aşağıda Dr. John Gottman’ın araştırmaları sonucunda belirlediği, eşlerin iletişim ve kendilerini ifade yollarında uyguladığı işlevsiz davranışların listesini bulabilirsiniz. Eleştiri: Konuya ya da olaya yönelik bir ifadede bulunmak yerine partnerin/eşin kişiliğine yönelik ifadelerde bulunmak. ‘Senin sorunun ne!’, ‘Nasıl bir insansın beni anlamıyorsun!’ Aşağılama: Partnerle ilgili uzun süreli olumsuz düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Partneri beğenmeyen ifadelerde bulunmak, göz devirmek, alaycı veya düşmanca bir tutum içerisinde bulunmak. ‘Ne anlarsın ki!’ Savunma: Eşlerden birinin herhangi bir olay sonrasında rahatsızlık hissiyle birlikte savunmaya geçmesidir. ‘Yine geç kaldık hâlbuki ben vaktinde hazırdım!’ Verilmek istenen mesaj ise; ‘Problemli olan ben değilim, sensin!’ Duvar Örmek: Partnerlerden birinin yukarıda bahsedilen durumlardan dolayı bunalmış hissetmesi sonucunda umursamaz tutum içerisine girmesi olarak ifade edilebilir. Böyle anlarda eş herhangi bir tepki vermez, karşıdaki kişi yokmuş gibi davranabilir. ‘Umurumda değil.’ Bahsedilen davranışlar herhangi bir olay sonucu çıkabileceği gibi sürekli bir hal de alabilir. Eşlerden her ikisinin de anlaşılmak, değer görmek, sevildiğini hissetmek amacıyla yaptığı davranışlar yukarıdaki ifadelerle gerçekleştiğinde olumsuz sonuçları beraberinde getiren bir kısır döngü halini alır. Eşlerin yapabileceği en önemli şey aralarındaki arkadaşlığı, dostluğu yeniden kurmaya çalışmak ve bu bağı mümkün olduğunca güçlendirmektir. Bu dostluğu gerekiyorsa ve iki eş de gönüllüyse sıfırdan kurmak bile çok kıymetlidir. Bu noktada durup bizim neye ihtiyacımız var sorusunu yukarıdaki hatalı davranışları sergilemeden cevaplamak gerçekte var olan ihtiyacı ve çözüm önerilerini beraberinde getirecektir. Eşler arasındaki bağlılığı ve arkadaşlığı güçlendirebilmek için yapılabilecekleri aşağıda bulabilirsiniz. Küçük Anları Önemli Deneyimler Haline Getirin. Görünüşte basit ve sıradan anları eşinize değerli hissettirecek biçimde kullanabilirsiniz. Siz bir şeylerle meşgulken partneriniz sizden bir şey istediğinde onu duymazdan gelmek ya da omuz silkerek umursamamak yerine belki onun isteğini işiniz bitince yerine getirebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Aslında çok basit bir anı eşinizi aktif olarak dinleyerek, onu onaylayıp duyulduğunu hissetmesini sağlayarak ve ona vakit ayırıp cevap vererek değerlendirmiş olurdunuz. Böyle bir davranışa sizce eşiniz nasıl bir yanıt verirdi ve hangi duyguları hissederdi? Sevginizi ve Hayranlığınızı Güçlendirin. Çiftlerin birbirine karşı duydukları olumlu duyguları güçlendirmeye çalışması çok önemlidir. Çiftlerin birbirine sevgi ve hayranlığını arttırması birbirine karşı olumlu duyguların gelişmesine yardımcı olur. Eşinizin sahip olduğu için minnettar olduğunuz özelliklerinin bir listesini yaparak eşinizle paylaşabilirsiniz! Birbirinize Dönün ve Eşinize Gerçek İlgi Gösterin. Buradaki amaç çiftlerin birbirine olumlu bir tutumla bağlı kalmasıdır. Eşinize gerçekten ilgi göstermek, anlayışınızı ona iletmek, önemlidir. Boş zamanlarınızda eşinizle birlikte eğlenceli şeyler yapıyor musunuz? Burada illaki benzer etkinliklerden aynı derecede keyif almanız beklenmiyor. Film izlemeyi, sırf film izlemek için değil partnerinizle film izlediğiniz ve keyifli vakit geçirdiğiniz için izlemeniz ve bu etkinlikten keyif almanız önemli yapıyor. Küçük Fırsatları Değerlendirin. Bulaşıkları yıkamak, çamaşırları katlamak, yemek yapmak gibi günlük ve basit deneyimler eşinizle derin bir bağın oluşması için yakalayabileceğiniz fırsatlar olabilir. Bu zaman dilimlerinde eşinizle gününüzün nasıl geçtiğini, günlük planlarınızı, hedeflerinizi konuşabilir ve birbirinizin nasıl hissettiğini öğrenebilirsiniz. Eşinizle birlikte yapmak istediğiniz ritüeller veya aktiviteler neler? Akşam yemeğini birlikte hazırlamak ya da akşam telefonları kapatıp diz dize birlikte çay içmek kulağa nasıl geliyor? Bu etkinlikler boyunca birbirinizle ilgilenmeye ve vakit geçirmeye fazlasıyla fırsat bulabilirsiniz. Birbirinize Koşulsuz Arkadaş Olun. Gerçekten çok sevdiğiniz bir arkadaşınızı düşünün. Onu hatalarıyla, yanlışlarıyla, kırgınlıklarınızla kabul edersiniz ve onunla yaşadığınız herhangi bir çatışmada, problemi olumlu bir şekilde çözmeyi denersiniz değil mi? Bunu eşinize karşı denemeye ne dersiniz? Eşiniz, hayat arkadaşınız olduğunda onu doğruları, yanlışlarıyla ve tüm farklılıklarıyla kabul etmek eşinizi tüm yönleriyle keşfetmenize yardımcı olacaktır. Partnerinizin Tarafında Olun. Başkalarına karşı ‘biz’ olabilmek, sorunu ve çatışmayı birebirde yaşayıp çözmek, eşinizin kendisini önemsiz ve yalnız hissetmesini önleyici bir tutum içerisinde olmak ve tüm dünyaya karşı eşinizin tarafını tutmak koşulsuz arkadaşlığınızı en sağlıklı şekilde korur! Eşler arasındaki ilişkiye bazen diğer ilişkilerden farklı olduğu inancıyla gerçek dışı, kültürel ya da ezberlenmiş bir anlam yüklenerek, çaba sarf etmenin gereksiz olduğu düşünülebilmektedir. Ancak çiftler arasında yaşanan sorunlarda çözümün temelinde iletişim becerisi ve gerçekten arkadaş olabilmek yatıyor. İlişkinin sağlığını geliştirecek temel prensiplerin, aile üyeleri, arkadaşlar veya iş arkadaşları ile kurulan diğer ilişkilerdeki prensiplerden çok da farklı olmadığını bilmek kadar önemli olan bir diğer nokta da çözümün düşünüldüğü kadar zorlu olmadığıdır. Sevgi bağını güçlendirebilecek küçücük bir adım bile hem size hem de eşinize çok iyi gelecektir. Psk. Duygu ÇANKAYA ÇADIRCIOĞLU KAYNAKÇA Gottman, J.& Siver, N.(1999).The Seven Principles for Making Marriage Work. https://www.gottman.com/blog/5-simple-ways-strengthen-friendship-marriage/

  • Takıntılarla Başa Çıkmanın Yolları

    Birçoğumuzun günlük hayatta üstesinden gelebildiği kaygı yüklü, zorlayıcı düşünceleri vardır. Bu zorlu düşünceleri zihnimizde gereğinden fazla kalmasına izin vermeyecek şekilde yönetebiliyor ve yoğun bir kaygı duygusu yaşamadan atlatabiliyorsak, onlarla zaten başa çıkabiliyoruz demektir. Birçoğumuz her ne kadar fişten çektiğimizden emin olsak da dönüp ütüye bakmışızdır ya da evden çıkarken suyun akıp akmadığını tekrar tekrar kontrol etmişizdir. Bunlar yaygın gözlemlenebilen ve çoğunluk için kolayca zihinden atılabilen basit kaygılardır. Bu kaygılı düşüncelerle başa çıkabilen insanlar için evden çıkıldığında, “ütüyü fişten bizzat çıkardım ve muslukların hepsini kontrol ettiğimden eminim” gibi bir iç konuşma ile kalıcı bir rahatlama sağlanması ve günlük hayata devam edilmesi oldukça olasıdır. Ancak bu düşüncelerle ve iç seslerle başa çıkabilmek herkes için bu kadar kolay değildir. Bazılarımız, zihne giren kaygılı düşüncelerle öyle yoğun bir savaşa girer ki kısa vadeli bir rahatlama hissedebilmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar ve şanslılarsa birkaç saat kadar endişelerinden uzaklaşırlar ancak sonrasında kaygılandıran düşünceler geri gelir. İşte bu tekrarlayan, gerçekçi olmayan ve bireyin günlük yaşamını oldukça zora sokan, sıklıkla takip eden bir zorlantı (takıntı nitelikli düşünceyi dizginlemek için geliştirilmiş işlevsiz davranış) ile izlenen düşüncelere takıntı diyoruz. Bu yazıda Türkçede takıntı ve zorlantı bozukluğu olarak kullanılan ancak literatürdeki adıyla, yani obsesif kompulsif bozukluk ifadesiyle daha iyi bilinen takıntı sorunu üzerinde duruyorum. Bu sorunun altında yatan mekanizmayı ve kendi kendimize üstesinden gelebilmek için neler yapılabileceğine dair teknikleri paylaşacağım. Tabi bu, bireyin her zaman kendi başına aşabileceği, basite indirgenebilecek bir zorluk değildir. Yine de sürecin altında yatan faktörleri anlamak ve iyileşmek için nasıl ilerlemek gerektiğini bilmek oldukça yardımcı olabilir. Neden Takıntılarımız (Obsesyon) Gelişiyor ve Devam Ediyor? Farklı insanlar, farklı konularla ilgili takıntılar geliştirebilirler. Bu genellikle bireylerin genel hassasiyetleriyle ilişkili olur. Örneğin ahlaki değerleri önemseyen birisi, sapkın bir cinsel arzusu olup olmadığı konusunda takıntı yaşayabilir. Dindar bir insan, Allah’a karşı bir ayıp edip etmediği konusunda ya da ibadetini tam ve uygun bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda takıntılar geliştirebilir. Genel olarak sahip olunan değerlerle ilgili esnekliğin kaybedilmesi, takıntılar geliştirmekle ilişkili gözüküyor. Ancak yine de insanların tam olarak neden takıntılar geliştirdiğine dair net bir bulgu yok. Sadece bazı bireylerin buna genetik ve sosyal faktörler nedeniyle daha yatkın olduğunu biliyoruz. Diğer yandan takıntılı düşüncelerin nasıl sürdürüldüğü de biliniyor. Takıntılardan kurtulmak için en çok ihtiyaç duyduğumuz da aslında bu zihinsel olgunun varlığını nasıl koruduğunu bilmektir. Takıntıların ve takip eden zorlantıların neden sürdürüldüğüne dair farklı görüşler mevcut. Ancak ben bu yazıda bilişsel davranışçı modelin görüşünü ele alacağım. Zira en işlevsel tedavi yollarından biri de bu modele bağlı olarak gelişmiştir. Bilişsel davranışçı modele göre takıntılarımız, aslında hatalı ve işlevsiz düşüncelerimizden kaynaklanmaktadır. Belirli bir durumu bizim için tehlikeli ya da zararlı olarak yorumlamak veya başkaları için meydana gelecek olası olumsuz bir sonuçtan çok yüksek oranda sorumlu olacağımıza dair düşünceler, takıntılarımızın devam etmesine neden olmaktadır. Böyle bir zorlayıcı düşünce geliştirdiğimizde sakinleşmek için işlevsiz başa çıkma yolları geliştiririz. Bu başa çıkma yolları kaçınmacı ya da mücadele edici bir yol olabilir. Örneğin bir şeyle karşılaşmamak için sürekli uzak durmaya çalışmak ya da bir şeylerin yanlış gitmediğinden emin olmak için sürekli kontrol etmek gibi. Ama ne yazık ki zorlantı dediğimiz bu başa çıkma yöntemleri, uzun vadede işlevsiz ve zorlayıcı düşüncelerimizin daha da güçlenmesine neden olur ve kısır bir döngüye girilir. Düşüncelerin önemine değindik, birkaç örnek vererek netleştirelim. Kalabalık alanlarda kendini teşhir etme düşüncesi olan bir kişinin, bununla ilgili yoğun takıntı geliştirmesinin nedeni, teşhir etme düşüncesini takiben teşhir etme davranışının geleceğine inanmasıdır. Oysaki düşüncenin sadece düşünce olduğunu ve davranışların çoğu zaman kontrollü olarak gerçekleştiğini ve ahlaki normların farkında olan biri olduğunu gerçekten fark ederek içselleştirebilse, yaşadığı kaygı ve takıntı da çok daha az olacaktır. Bir diğer örneği ise dini takıntıları olan bir birey üzerinden verelim. Bu kişi ibadet ederken aklından yalnızca saf ve temiz düşüncelerin geçmesi gerektiğine inanıyor olsun. Böyle bir inanç garip bir şekilde birey tarafından saf ve temiz olarak nitelendirilmeyen düşüncelerin akla daha fazla gelmesine sebep olacaktır. Oysaki kişi, daha esnek bir düşünce geliştirebilse ve “bir insan olarak bazen aklıma hoş olmayan düşünceler gelebilir ama bu normaldir ve ibadetim için büyük bir sorun değildir” düşüncesini içselleştirebilse, takıntılarından da büyük oranda kurtulacaktır. Oldukça geniş kuramlarla açıklanan takıntıları sürdürme durumunu birkaç örnek üzerinden bilişsel davranışçı modele göre açıklamaya çalıştım. Daha ayrıntılı bilgiler almak için kaynakta verdiğim kitabı okuyabilirsiniz. Zorlantılar (Kompulsiyon) Ne İşe Yarıyor? Sahip olduğumuz takıntılar bir noktadan sonra bizi oldukça kaygılandırmaya başlar ve bu noktada bir müdahalede bulunmamız gerektiğini hissederiz. Bu müdahaleler genellikle uzun vadede işlevsiz ve takıntıyı sürdüren ancak kısa vadede rahatlama sağlayan müdahalelerdir. Bazen sahip olduğumuz takıntıyla ilişkili, bazense tamamen ilişkisiz görülebilir. Elleri sürekli yıkamak, bazı aktiviteleri belli sayılara kadar sayarak yapmak, bir şeyin olup olmadığını sürekli kontrol etmek gibi durumları zorlantılara örnek olarak sayabiliriz. Dışarıdan bakınca bazı aktiviteleri belli bir sayıya kadar yapmanın ya da diğer bazı zorlantıların herhangi mantıklı bir açıklaması yoktur. Ancak kişi bu zorlantıları gerçekleştirmediği zaman, ilgili kaygısının gerçekleşeceğine inanır ve uyguladığı ritüelleri koruyucu faktörler olarak görür. Takıntılarla Başa Çıkmak İçin Neler Yapabiliriz? Bir şeyi düşünmemeye çalıştığımızda onu daha çok düşünürüz. Düşünmemeliyim ifadesi aslında belirli bir düşünceye karşı verdiğimiz önemi göstermektedir. Bu nedenle takıntılarla mücadele ederken atılması gereken ilk adım, altta yatan takıntılı düşüncelere verilen önemin azaltılmasıdır. Bunu yaparken izlenmesi gereken yol ise düşüncelerin yeniden değerlendirilmesi ve bunun sistematik olarak devam ettirilmesidir. Kalabalık bir ortamda uygunsuz bir hareket yapacağına dair takıntısı olan bir bireyi ele alalım. Bu kişinin öncelikle aktif düşüncelerini objektif olarak değerlendirmesi gerekir. Bu düşünceler muhtemelen şu şekilde olacaktır: “Ben ahlaksız bir insan mıyım? Aklımdan böyle bir düşünce geçiyorsa demek ki bir parçam bunu gerçekten istiyor ve bu çok kötü bir şey. Bu tür şeyleri düşünmeye devam ettikçe bunun gerçekten olma olasılığı da artacaktır. Bunları düşündüğüm için kötü bir insanım.” Sonrasında takıntıyla birlikte ortaya çıkan düşüncelerin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Bu vaka üzerinden şöyle bir yeniden değerlendirme örneği verilebilir: “Aslında birçok şeyi iyi yapıyorum, insanların haklarına saygı göstermeye çalışıyorum ve bugüne kadar zarar vermedim. Yapmayı düşündüğüm şeyi daha önce hiç yapmadım ve bunu düşünmek ile yapmak arasında büyük fark var. Sadece aklımdan geçiyor olması, bunu yapacağım ve ahlaksız olduğum manasına gelmiyor. Gerçekte insanlara olan yaklaşımım, ahlakımın en önemli göstergesidir.” Sahip olunan takıntılı düşüncelerle ilgili yapılacak bu tür değerlendirmeler, gerçekçi ve sistematik olmalıdır. Tek başına alternatif bir şekilde düşünmeyi öğrenmek, takıntıları ortadan kaldırmak için her zaman yeterli değildir ama başlangıç için iyi bir adımdır. Takıntılarla başa çıkmadaki ikinci adım ise risk almayı gerektirir. Risk almaktan kastım ise takıntıları takip eden zorlantılarımızı veya dengeleyici yöntemlerimizi yavaş yavaş devre dışı bırakmaya çalışmaktır. Bunları devre dışı bırakmazsak, takıntılarımızın aslında önemsiz ve zararsız olduğuna tam olarak inanmamız güçleşecektir. Zorlantılarımızı ya da dengeleyici yöntemlerimizi ortadan kaldırmak için en işlevsel yollardan biri, kendimize bir risk alma merdiveni oluşturmaktır. Sürekli el yıkamayı gerektiren bir takıntısı olan bireyin örneğini birlikte inceleyelim: Yaklaşık 30 dakika boyunca el yıkamadan durmak: stres düzeyi 30 Evdeki eşyalara dokunduktan sonra 10 dakika boyunca el yıkamadan durmak: stres düzeyi 50 Yemek yedikten sonra ellerimi hemen yıkamamak: stres düzeyi 70 Yemeğe ellerimi yıkamadan oturmak: stres düzeyi 85 Tuvaletimi yaptıktan sonra ellerimi yıkamamak: stres düzeyi 100 Böyle bir risk alma merdiveni oluşturduktan sonra, alabileceğimiz en basit riski istikrarlı bir şekilde almayı sürdürerek başlamalıyız. İlk basamakta yeteri kadar iyi olduğumuza ikna olduğumuzda, ikinci basamağa geçmenin vakti gelmiş demektir. Bu basamaklar arasındaki süre birkaç haftayı bulabilir ve basamak sayısı 10 civarında olabilir. Sonuç Takıntılarla baş etmek her zaman tek başımıza gerçekleştirebileceğimiz bir süreç değildir. Yine de bununla ilgili bilgi sahibi olmak, konuyla ilgili daha fazla okuma yapmayı ve profesyonel destek almayı teşvik edebilir. Takıntıları düzenleme ve bununla ilişkili kaygıları azaltma konusunda düşünceleri yeniden değerlendirme ve sistematik risk alma olarak iki aşamalı bir terapi sürecinden bahsedebiliriz. Bunun yanı sıra yaşamsal stres de tabi ki süreç içerisinde kontrol edilmesi gereken etkenlerden bir tanesi olacaktır. Aşağıda kaynak olarak verdiğim “Takıntılarla Başa Çıkmak” kitabı, okuduğunuz taktirde terapi etkisi göstermese dahi sizi konu hakkında çok daha fazla aydınlatacak ve çeşitli takıntı türleri hakkında derinlemesine bilgilendirecektir. Bu yazımda, genel olarak takıntı kavramından bahsetmiş olsam da bunun özgül türleriyle ilgili edinilebilecek oldukça farklı bilgi mevcuttur. Bu nedenle başa çıkmakta zorlandığınız bir takıntı sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, okuma yapmayı ve profesyonel destek almayı öneririm. Psk. Malik Kubilay Çadırcıoğlu Kaynak: Takıntılarla Başa Çıkmak: Obsesif Kompulsif Bozukluğunuzu Kontrol Altına Almanın Yolları / Christine Purdon - David A. Clark

  • Çocuklarda Korku ve Ebeveynlere Notlar

    Korku, çocuk olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Yeni, büyük, parlak, gürültülü şeyler çocuklar için korkutucu olabilir ve bu tür şeyler çocukların meraklı, dikkatli ve bazen temkinli olmalarını sağlar. Şimşek çaktığında bir köşede saklanan bir çocuk, alt komşunun ev tamiri yaptığı sırada matkap sesinden ürken ve ağlamaya başlayan bir çocuk ya da tek başına yatağa gitmekten korktuğu için bahaneler üreterek odasına gitmekten kaçınan bir çocuk ebeveynlere pek de yabancı örnekler değildir. Çocukların korktuğu konular gelişim dönemlerine göre değişmektedir. Örneğin; 8-9 aylık bebekler bildikleri insanların yüzlerini tanımaktadır. Bu sebeple yabancı ve yeni yüzler onları korkutabilir. 10 ay ve 2 yaş arasında oldukları dönemde ise çocuklar ebeveynlerinden ayrılma anksiyetesi yaşayabilirler. Ebeveynlerinden ayrılmak istemez ve sürekli onların yanlarında olmasını isterler. Çocuklar 4-6 yaş aralığında soyut-somut ayrımını yapamaz ve hayallerinin gerçek olmadığına dair bir fikre sahip olamaz. Bu sebepledir ki bu yaş döneminde yatağın altından bir canavar olduğu fikrinden, karanlıktan, gürültülü seslerden aşırı derecede korkabilirler. Çocuklar 7 yaş sonrasındaki dönemde gelişimlerinin etkisiyle soyut-somut ayrımına varmaya başlar. Bu dönemde hayatta karşılaşılabilecek zorluklardan korkabilirler. Örneğin; haberlerde duydukları bir doğal afetin başlarına gelebileceğinden, sevdikleri birinin yaralanabileceğinden, ölümden korkabilirler. Bunun yanı sıra okul dönemi çocukları oldukları için notlar, arkadaş ilişkileri, ödev gibi konularda kaygı yaşayabilirler. Ergenlik döneminde ise bakış daha çok ‘ben’ olmaya yöneldiği için bu dönemdekiler görünüşleri, akranları tarafından kabul edilip edilmemeleri gibi konularda kaygı yaşayabilirler. Çocukların kaygı duyduğu konular gelişim dönemlerine göre değişse de ebeveynlerin sorduğu tek soru ‘Çocuğuma yaşadığı korku/kaygı ile baş etmesi konusunda nasıl destek olmalıyım? Neler yapmalıyım?’ olmaktadır. Bu yazıda ebeveynlerin çocuklarının yaşadıkları kaygıya yönelik uygulayabilecekleri destekleyici tutumlar üzerine odaklanacağım. Çocuğunuzun kaygısından korkmayın. Ebeveynler çocuklarının herhangi bir korkusunu/kaygısını sezdiğinde öncelikli olarak ‘Korkulacak bir şey yok.’, ‘Bu kaygı duyulacak kadar büyük bir konu değil.’ gibi ifadelerle çocuklarını rahatlatmaya ve problemi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu yöntem, çocuklar için kısa süreli etkili olsa da çocukların kendilerini nasıl sakinleştirebileceklerini öğrenme fırsatını engellemektir. Çocuğunuzun kaygılı olduğunu fark ettiğiniz anda yapılabilecek ilk şey kendi kaygınızı kontrol etmek ve sakince çocuğunuzu dinlemektir. Çocuğunuzun kaygısını anlayın. Çocuklar kaygılarını tam ifade edemeyebilir. Bu noktada onlara kaygılarıyla ilgili sorular sorarak problemi netleştirebilirsiniz. Örneğin çocuğunuz köpeklerden korkuyorsa ona ‘Köpekte tam olarak seni korkutan şey nedir?’ ‘Korktuğun belli bir köpek var mı?’ ‘Herhangi bir köpek seni korkutacak bir şey yaptı mı? Gibi sorular sorarak sorunu netleştirebilirsiniz. Böylece nasıl yardımcı ve destek olacağınız konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. Çocuğunuzu destekleyin. Çocuğunuza; onun problemini anladığınızı, onu ciddiye aldığınızı, bahsettiği durumun kaygı oluşturmasının normal olabileceğini ve bu durumun birçok çocuğun da başına gelebildiğini ifade edin. Böylece çocuğunuz anlaşıldığını hissederek rahatlayacaktır. Plan yapın. Çocuğunuzla birlikte onun kaygısını yenebilmek için ulaşılabilir hedefler oluşturun. Belirtilen örnek uygulayabileceğiniz adımlar konusunda size yardımcı olacaktır. Örnek: Çocuğunuz karanlıkta uyumaktan korkuyorsa çocuğunuzla anlaşmaya vararak hazırlayabileceğiniz planın basamakları aşağıdaki gibi olabilir. İlk akşam: Kendisini yatırdıktan sonra birkaç kitap okumak ve sonrasında ışıkları kapatıp çocuğunuz uykuya dalana kadar odada sessizce kalacağınız konusunda anlaşabilirsiniz. İkinci akşam: Kendisine bir kitap okumak ve sonrasında ışıkları kapatıp kapıyı aralık bırakarak odanın dışında uykuya dalmasını beklemek konusunda anlaşabilirsiniz. Üçüncü akşam: Kendisine bir kitap okumak ve sonrasına ışıkları ve kapıyı kapatarak odanın dışında uykuya dalmasını beklemek konusunda anlaşabilirsiniz. Dördüncü akşam: Kendisine bir kitap okumak ve sonrasına ışıkları ve kapıyı kapatarak odadan ayrılmak konusunda anlaşabilirsiniz. Destekleyici ve sabırlı olun. Değişim sabır gerektiren ve zorlu bir süreçtir. Çocuğunuzla hazırladığınız plana uymak, çocuğunuzun davranışlarına tutarlı tepkiler vermek ve onların gelişimlerini, değişme isteklerini desteklemek önemlidir. ‘Çok cesur davranıyorsun.’ ‘Bugün odanda yarım saat yalnız kalmanın ne kadar cesurca olduğunu düşündüm. Bakalım yarın daha uzun sürdürebilecek miyiz.’ ‘Dün alt komşudan gelen matkap sesine karşı cesurca bir tepki verdin.’ gibi çocuğun değiştiremeyeceği özelliklere değil davranış ve tutumlarına karşı motive edici ve destekleyici olmak önemlidir. Çocukların gelişim dönemine göre geliştirebileceği bazı korkular normaldir. Yukarıda bahsedilen yöntemler ve destekleyici bir tutumla çocukların duygu düzenleme becerilerini geliştirebilmelerine yardımcı olabilirsiniz. Ancak çocuğunuz, korkusu sebebiyle yaş ve gelişim dönemine göre aşırı tepkiler veriyor, okula gitmiyor, sosyal aktivitelere katılmıyor veya fiziksel belirtiler sergiliyorsa bu konuyu bir uzmanla görüşmek faydalı olacaktır. Psk. Duygu Çankaya Çadırcıoğlu Kaynaklar: https://childmind.org/article/help-children-manage-fears/ https://kidshealth.org/en/parents/anxiety.html Wignall, Ann. (2015). Kaygılı Çocuğa Yardım (Arkadaş Yayınevi).

Hepsini Görüntüle

Sayfalar (10)

  • İki Psikolog | Psikoloji ve Yaşam Blogu | Online Terapi

    ​ MUTLU EVLİLİK NASIL İNŞA EDİLİR? Önerilen Yazılar Mutlu Evlilik Nasıl İnşa Edilir? 21 Mayıs 2021 ‘Evlendikten sonra çok değişti.’, ‘Evlenmeden önce hiç böyle değildi.’ Çiftlerin birbirine karşı yaklaşımı evlilikten sonra... Devamını Oku Takıntılarla Başa Çıkmanın Yolları 18 Nisan 2021 Birçoğumuzun günlük hayatta üstesinden gelebildiği kaygı yüklü, zorlayıcı düşünceleri vardır. Bu zorlu düşünceleri zihnimizde gereğinden... Devamını Oku Çocuklarda Korku ve Ebeveynlere Notlar 15 Mart 2021 Bu yazıda ebeveynlerin çocuklarının yaşadıkları kaygıya yönelik uygulayabilecekleri destekleyici tutumlar üzerine odaklanacağım. Devamını Oku Ebeveynlerde Tükenmişlik 23 Şubat 2021 “Ebeveyn Tükenmişliği”; kronik ebeveyn stresine uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkan, bunalmış hissetme, fiziksel ve duygusal olarak tü Devamını Oku Tüm Yönleriyle Depresyon 7 Aralık 2020 Depresyon; ne kadar hayatın içinde ve yakınımızda bir yerlerde olsa da aslında birçoğumuzun konuşmaktan, adını anmaktan kaçındığı,... Devamını Oku Eş Seçiminde Geçmişin İzleri Coronavirüs'e Karşı Ruh Sağlığımızı Nasıl Koruruz? Yalnız Hissetmek Stres: Hayatımızın Bir Parçası Mutlu Evlilik Nasıl İnşa Edilir? ‘Evlendikten sonra çok değişti.’, ‘Evlenmeden önce hiç böyle değildi.’ Çiftlerin birbirine karşı yaklaşımı evlilikten sonra... Devamını Oku Takıntılarla Başa Çıkmanın Yolları Birçoğumuzun günlük hayatta üstesinden gelebildiği kaygı yüklü, zorlayıcı düşünceleri vardır. Bu zorlu düşünceleri zihnimizde gereğinden... Devamını Oku Çocuklarda Korku ve Ebeveynlere Notlar Bu yazıda ebeveynlerin çocuklarının yaşadıkları kaygıya yönelik uygulayabilecekleri destekleyici tutumlar üzerine odaklanacağım. Devamını Oku Ebeveynlerde Tükenmişlik “Ebeveyn Tükenmişliği”; kronik ebeveyn stresine uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkan, bunalmış hissetme, fiziksel ve duygusal olarak tü Devamını Oku Tüm Yönleriyle Depresyon Depresyon; ne kadar hayatın içinde ve yakınımızda bir yerlerde olsa da aslında birçoğumuzun konuşmaktan, adını anmaktan kaçındığı,... Devamını Oku Günün Notu ‘Kendini gerçekleştiren kişi kendini olduğu gibi kabul eder. Kendi özelliklerinin, becerilerinin, yeteneklerinin ve isteklerinin farkındadır. Belki en güzel değildir ama hangi yönlerinin güzel olduğunu bilir. Belki her konuda en başarılı değildir ama başarılı olduğu konularda çok iyidir ve başarılarının tadını çıkarabilir. Kişinin kendini olduğu gibi kabul etmesi ve olmak istediğinin değil de olduğunun en iyisi olmaya çalışması, mükemmel olma gibi hem gerçekçi olmayan hem de bireylerin yapısına ters düşen bir beklenti içine girmesini engeller.’ İki Psikolog Kimdir? Yazılarımızdan Haberdar Olun! Kayıt Ol 1 2 3 4 5 1 ... 1 2 3 4 5 6 7 ... 7

  • HAKKIMIZDA | İki Psikolog

    Duygu Hakkında Kubilay Hakkında Biz Kimiz? Duygu Çankaya Çadırcıoğlu - Malik Kubilay Çadırcıoğlu Yetişkin hayatının kaygılarını daha çok hissetmeye başladığımız bir süreçte kendimizi ifade edebilmek, kendimizi geliştirebilmek ve biraz mekan değiştirip nefes alabilmek için farklı yollar aradık. Bu noktada bize iyi gelecek şeylerden birinin tecrübelerimizi ve çalışmalarımızı paylaşabileceğimiz yeni bir alan oluşturmak olduğunu düşündük ve “ikipsikolog” web sitemizi kurduk. ​ Şöyle bir dönüp baktığımızda, bu zamana kadar yaşadıklarımızın bizi büyüttüğünü, geliştirdiğini, eğittiğini ve değiştirdiğini görüyoruz. Yolda yürürken ayağımıza takılan küçük bir taş parçasının bile hayatımıza temas eden önemli bir detay olabileceğinin bilinciyle; fark edebildiklerimizi, deneyimlediklerimizi, öğrendiklerimizi ve gördüklerimizi de yazmaya başladık. Tüm bunları sizlerle de paylaşmak istiyoruz!​ ​ Bizle ilgili daha ayrıntılı bilgiye aşağıdan ve sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz! Mutlu günler! Malik Kubilay ÇADIRCIOĞLU Duygu ÇANKAYA ÇADIRCIOĞLU Hakkımda Psikolog Duygu Çankaya ÇADIRCIOĞLU Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Yüksek lisansına Ege Üniversitesi Bağımlılık Danışmanlığı bölümünde devam etmektedir. Daha önce özel bir kreşte çocuklarla, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda şiddet mağdurlarıyla çalıştı. Şu anda Adalet Bakanlığına bağlı olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda online psikolojik danışmanlık hizmeti vermeye devam etmektedir. Görüşmelerinde ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi teknik ve uygulamalarını kullanmaktadır. Ayrıntılı CV için butonuna tıklayabilirsiniz. LinkedIn ​ ​ Hakkımda Psikolog Malik Kubilay ÇADIRCIOĞLU, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Ege Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık yüksek lisans programında tez aşamasındadır. Daha önce Türk Silahlı Kuvvetleri'nde psikolog olarak görev almıştır. Şu anda Adalet Bakanlığı'na bağlı psikolog olarak çalışmalarını sürdürmekte ve online psikolojik danışmanlık hizmeti vermeye devam etmektedir. Görüşmelerinde ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi uygulama ve tekniklerini kullanmaktadır. Ayrıntılı CV için butonuna tıklayabilirsiniz. LinkedIn

  • BİZE ULAŞIN | İki Psikolog

    0539 348 3234 BİZE ULAŞIN | kubilaycadircioglu@yandex.com duygu._cankaya@hotmail.com Gönder Mesajınızı aldık! Lütfen bu alanı boş bırakın.

Hepsini Görüntüle